5 Eylül 2011 Pazartesi

HORRIBLE BOSSES - PATRONUNU SEV YA DA ÖLDÜR!

İzlemeyi bitirip ağzım kulaklarımda eve uçarcasına gelip hakkında yazı yazmak isteğiyle tutuştuğum bir filmden bahsetmek istiyorum sizlere: Horrible Bosses (Patrondan Kurtulma Sanatı). Yoğun iş hayatına dair pek bir fikrim olduğu söylenemez. Elbette çalıştığım yerlerde her zaman durumu kontrol eden ve etrafa direktifler ver bir yönetici statüsüyle karşılaştım ancak verilmiş olan bu sorumluluğu bu kadar ciddiye alıp sapkınlık derecesinde ileriye götüren herhangi bir "patron"la karşılaşmadım (iyi ki!). Film 2011 Amerika Birleşik Devletleri yapımı ve bence bu yazın da en başarılı komedisi. Just Go With It'in de yıldızı olan Jennifer Anniston'ın kadroya dahil olması zaten kaliteli bir seyrin bizi beklediğinin en büyük göstergesiydi. 

Öncelikle kadrodan bahsederek yazıma başlamak istiyorum. Kevin Spacey, Colin Farrell, Jennifer Aniston, Jason Bateman, Jason Sudeikis, Charlie Day ve çok ufak da olsa başarılı bir rolle Jamie Foxx...Bu kadar harika ve başarılı isimlerin bir komedi filmi için bir araya gelmesi zaten yapımın kalitesinin ve başımıza neler geleceğinin en büyük habercisiydi aslında en başında. Filmin konusu, adından da anlaşılabileceği gibi, "korkunç patronlar" ile her gün başa çıkmak zorunda kalan üç tane yakın arkadaşın artık canlarına tak edip onlardan nasıl kurtulabileceklerini araştırmaları ve tam başlayacaklar iken başlarına gelen tuhaf olaylarla durumun karman çorman bir hal almasından ibaret. Neyse ki bu karman çorman hal o kadar iyi kotarılmış ki her şey sonunda - teknolojinin de sayesinde - bir güzel bağlanır ve yoluna girer. Aslında hikayenin geneline baktığımızda - izleyince siz de fark edeceksiniz - "yanlış kişiye yanlış patron dağılımı" gibi bir durum söz konusu. 



Filmin en çok beğendiğim yanları - Kevin Spacey ve Colin Farrell'ın muhteşem oyunculukları dışında - Amerikan iş hayatını tiye alırken bir taraftan da aslında bu tarz şeyler olabilir de dedirtiyor insana.Filmin ciddi başlayıp komedi dozunu git gide artırması da senaryonun iyi ellerde olduğunun bir göstergesi. Her komedi filminde olduğu gibi bir kaç klişe sahneyle karşılaşmadık değil, ancak bunların bize yeni var edilmiş şeyler gibi özenle verildiği de yadsınamaz bir gerçek. 


Filmin bir güzel yanı da çalışan insanların iş hayatında yaşabilecekleri sıkıntılara önemle dikkat çekmesi. Kimisi bu tarz şeyleri zaten yaşamış ya da ucuz kurtulmuştur. Cinsel tacizi alışkanlık haline getirmiş bir patron, bencil ve psikopat bir patron ya da öldükten sonra babasının yerine geçmiş şımarık yeni yetme bir patron tiplemeleriyle belki de her gün çalışan insanlar var. Film bu konuda izlerken küfredip rahatlamanız için de bir terapi olabilir aslında. Elbette kimisi için de sahip oldukları harika patronları için şükredip hemen onlara bir hediye almak için mağazalara koşmalarını da sağlayabilir. Dahası, her anlamıyla seyircisiyle iç içe geçen bu komedi, henüz çalışmayanlar için de "iş hayatında seni neler bekliyor 101" dersi olarak da görülebilir. Tek diyebileceğim - biliyorum var ama - umarım ülkemizde bu kadar abartılı ve takıntılı patronlar yoktur!                                              


Filmin yetersiz bulduğum yönlerine gelirsek diyeceğim ama bu sefer gerçekten olumsuz bulduğum bir konu ya da durum yok. Sadece Colin Farrell'ın canlandırdığı karaktere daha fazla yer verilebilirmiş gibi geldi bana. Filmi izlediğinizde bana hak vereceğinize eminim çünkü bu inanılmaz renkli karakter filmde biraz daha ön planda olmayı hak ediyordu. Elbette bu Jennifer Anniston ya da Kevin Spacey daha az gözükse idi demek değil; ikisi de oldukça muhteşem bir oyunculuk ortaya koymuşlar (ve Jennifer Anniston siyah saçlarıyla "hala" oldukça çekici ve güzel görünüyordu ve seks manyağı/tacizci patron rolü ancak onun kadar cesur ve çok yönlü bir aktör tarafından canlandırılabilirdi). Diyeceğim o ki Jennifer Anniston hayranları hazır olsunlar çünkü kendilerinden geçebilirler çünkü kadın hiç yaşlanmıyor ve inanılmaz seksi/cesur - bir o kadar da komik - sahnelere imza atmış. Sevgili Collin Farrell hayranları da büyük umutlarla koşmasınlar sinemaya çünkü umduğumuz/bayıldığımız Collin Farrell gitmiş, inanılmaz çirkin ve miskin bir karakterle, üstelik müthiş bir görüntü değişimiyle geçmiş kamera karşısına benden söylemesi. Yine de kendisini izlemesi müthiş keyifli!

Ve elbette muhteşem Kevin Spacey...O'na diyecek bir laf zaten bulamıyorum. Kendisi Akademi ödüllü bir aktör olduğunu ve o ödülü de neden kazandığını her defasında, her soyunduğu rolün altından muntazam bir başarıyla kalkarak kanıtlıyor zaten. Psikopat ve çatlak patron Harkins rolü ancak bu kadar iyi oynanabilirdi. It's Always Sunny in Philedelphia'da severek izlediğimiz ve triplerine hayran olduğumuz pek sevimli Charlie Day filmin tartışmasız en "bomba" karakterini canlandırıyordu. Onun hakkında yapabileceğim tek olumsuz eleştiri - diziyi takip edenler bilir, oldukça sakar, keş ve patavatsızdır - oynadığı dizideki rolünden pek de farklı bir şey yapmamış olmasıdır. Yani sanki filmin senaristleri bir araya gelmiş ve ellerindeki bu karakteri onun dizideki rolünü düşünerek ya da ondan esinlenerek onun için yazmışlar. Sonuçta bu kadar yetenekli ve potansiyeli olan genç bir oyuncuyu daha farklı rollerde ve projelerde görmek hoş olurdu. Yine de filmin en çok tepki alan ve güldüren karakteri de o idi tahmin edebileceğiniz gibi. Beğenerek takip ettiğimiz diğer iki yetenekli oyuncu olan Jason Bateman (30 Eylül'de gösterime girecek ve başrolü Ryan Raynolds ile paylaştığı "The Change Up" filmini sabırsızlıkla bekliyoruz) ve Jason Sudeikis de nazaran "daha ciddi ve az komik" rollerde oldukça iyi performans sergilemişler. Sudeikis'in "Ladies' Man" halleri ve önüne gelen her kadınla yatması da filmin eğlenceli kısımlarından idi.


Gel gelelim filmin sürprizine: Jamie Foxx! "Jamie Foxx ne arıyor bu filmde, ne alaka?" demeden önce bir kez daha düşünün ve öyle gidip izleyin filmi. Farkındayız bu bir müzikal, savaş ya da gangster filmi değil ama birileri komedide de başarılı olabileceğini kanıtlamak istemiş sanırım ve kanıtlamış da. Filmde canlandırdığı rol "cuk" oturmuş Foxx'un üstüne. Karakterin adını ya da neden filmde yer aldığına dair herhangi bir şey söylemek istemiyorum çünkü o zaman her şeyi berbat edermişim gibi geliyor. Siz gidin, görün, gülün sonra isterseniz tartışırız.


Filme "komedi" başlığı altında verdiğim puan ise 9!

NOT: Jennifer Anniston! YOU STILL ROCK!

CLUE: Motherfucker!

31 Ağustos 2011 Çarşamba

FRIENDS WITH BENEFITS - Karşı konulmaz insanların karşılıklı çıkarları!

Şimdi kendimizi kandırmayalım değil mi? Ne kadar her şey seks ile başlarsa başlasın bir süre sonra iki taraftan biri illa ki karşı tarafa karşı bir şeyler hissetmeye başlar. Bir kere, iki kereyi de anlarım da onlarca kez beraber olduktan sonra (ki aslında çok da yakın arkadaşsanız) hislerinizi hala kontrol etmeyi başarmak oldukça zordur. Bizim hikayemizin kahramanları da bu zor süreçten geçiyorlar. Friends with Benefits henüz Türkiye salonlarında vizyona girmedi ama girdiğinde izleyenlerin tepkisinin şu olacağına eminim: "Film çok eğlenceli ama biz bunu daha önce - hem de 2 kere - görmedik mi zaten?"


Olayı kısaca özetlersek; Dylan (Justin Timberlake) Los Angeles'ta yaşar ve oldukça meşhur bir magazin bloguna sahiptir. Bir gün kendisine meşhur Amerikan dergisi GQ'dan Sanat Yönetmenliği iş teklifi gelir ve kendini bir anda New York'un karmaşasında bulur. Üstelik sevgilisinden de - bu sahneler oldukça klişe ve absürt - daha yeni ayrılmıştır (terk edilmiştir). Muhteşem kızımız Jamie (Mila Kunis) de aynı zamanlarda terk edilmiş bir halkla ilişkiler ve menajerlik ajansında görev yapmaktadır. Şansa bakın ki bu iki kırık kalbin yolu hava alanında Jamie'nin Dylan'ı karşılayan kişi olmasıyla kesişir. Bu ikili çok geçmeden iki sıkı arkadaş olmuşlardır. Bu arkadaşlık daha sonra daha büyük komplikasyonlara yol açacak bir salt seks ilişkisine doğru yola çıkarken karakterlerimiz kendilerini daha büyük sürpriz ve sorunların beklediğinin farkında değillerdir.

Film hakkındaki yorumlara geçecek olursak, ilk söyleyebileceğim şey kesinlikle çok eğlenceli! Konusu bakımından bize çok uzak olmasa da (Türk kültüründen bahsetmiyorum), klasikleşmiş Hollywood romantik-komedi yapımlarını tiye almaktaki başarısı yadsınamaz. Özellikle filmin başındaki ironik ve tipik ayrılma sahnelerini çok sarkastik bir dille ele alıp aslında bize ne kadar sığ ve kalsikleşmiş şeyler izletildiğini gözlerimiz önüne seriyorlar. Filmi izlerken birçok kere kahkaha attığımı bir kenara koyarsak hikayenin akıcılığı ve özenle yazılmış senaryosu gerçekten takdire şayan ayrıntılar. Mila ve Justin'in kimyası o kadar iyi tutmuş ki - neden hala beraber olduklarına şaşmamalı - filmi ve karakterleri inanılmaz inandırıcı hale getirmişler. Mila'nın inanılmaz güzelliği, Justin Timberlake'in harika vücudu (çok sıkı çalışmış belli!) ve sempatikliği ile bir araya gelince film "yeme de yanında yat" bir hal almış.

Çıplaklığın bol ama komedi unsuruyla harmanlanmış hali gözü gerçekten hiç rahatsız etmiyor. Tam tersine bütün bir film boyunca çıplak gezselerdi hiç umrumuzda olmaz ve kendimizi "ne güzel oynamışlar!" "baksana ne yapıyor!" gibi naralar atarken gayet tabii bulabilirdik. Filmin en dikkat çekici ve eğlendirici kısımlarından biri de "Los Angeles-New york" arasındaki gerilimin ve farklılıkların da filmde içten içe çok güzel yansıtılmış olmasıdır. Tam bir Los Angeles'lı olan Dylan'ın sudan çıkmış balık hali (dikkatsiz, şapşal ve kurallara uyan) karşısında tam bir New York'lu olan Jamie'nin (kendinden emin, küfürbaz, kural tanımayan) ilginç ve çılgın tavırları tam bir kargaşa yaşamanıza sebep oluyor. Gel gelelim ki bu zıtlık onları sonu çok da tahmin edilmesi zor olmayan bir cinsel çekimin içine roket hızıyla çekiyor.
No Strings Attached (Bağlanmak Yok) 2010


Filmin eksi noktalarına geçersek, adında da anlaşılabileceği gibi "yine mi duygularını bir kenara bırakıp sadece seks yapan insanların hikayesi" dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet, tam da öyle. Sadece bu sefer zekice yazılmış bir senaryo ve iyi tanımlanmış karakterlerle karşı karşıyayız. "Biz bunu daha önce gördük ama!" diyenlere de büyük ihtimalle şu iki filmi söyleyebilirim: "No Strings Attached (Bağlanmak Yok)" ve "Love&Other Drugs (Aşk Sarhoşu)"...Bu filmi, bu diğer iki filmden ayıran aslında çok farklı unsurlar yok. Yine iki güzel insanın sadece seks yapmak için fırsat kollamasından behsediyor. Sonu da oldukça tahmin edilebilir olduğundan sizi en azından hayal kırıklığına uğratmıyor. Gerçi bir ara "Ne oluyor yahu?" dediğiniz anlar oluyor filmde ama sonra hemen toparlanarak sizi mutlu edecek - pek de klişe olmayan aslında - bir sona götürüyor sizi. Keyifli vakit geçirmek isteyen herkese tavsiye ederim. Sadece Justin Timberlake ve Mila Kunis var diye de gidilebilir, bu sefer oldukça eminim çünkü sizi temin ederim ki sıkılmayacaksınız!

Love and Other Drugs ( Aşk Sarhoşu ) 2010

Friends With Benefits'e 10 üzerinden verdiğim not 7.


NOT 1: Mila Kunis bir röportajında Jamie karakterinin aslında kendinden çok da farklı olmadığını söylemiş ve bir bakıma "kendini oynadığını" belirtmiş. Kendisini tebrik etmek isterim çünkü bir oyuncu olarak bilirim ki kendini oynamak en zor şeylerden biridir. Ve eğer gerçekten böyle bir karakterse kendi hayatında da onunla takılmayı çok isterdim :)

NOT 2: Merak edenler vardır belki diye yazıyorum, evet, Justin Timberlake bazı sahnelerde şarkı söylüyor!

25 Ağustos 2011 Perşembe

ŞEMPANZEMİ GERİ VERİN BANA!

Neden mi bahsediyorum? Elbette ki "Rise of the Planet of the Apes", dilimiz karşılığıyla "Maymunlar Cehennemi: Başlangıç"... Birkaç hafta gecikmiş olsam da az önce izleyebildim bu ilginç filmi. Hikayesinden biraz bahsetmek gerekirse Will (ki kendisi muhteşem James Franco tarafından canlandırılıyor) adında bir doktorun kendi geliştirdiği ve maymunlar üzerinde denediği bir bileşimin yarattığı inanılmaz etkiler sonucunda maymunların zekalarının inanılmaz gelişmesi ve bu evrimle beraber maymunların koşar adımlarla devrime doğru gitmesini konu alır. Zaten diğer filmi izlemiş olanlar bu devrimin ilerlemesiyle (ve aynı zamanda bir epidemi de söz konusudur; spoiler vermeyeyim) dünyanın daha sonra nasıl bir hale geleceğini biliyorlardır.


Will'in daha yavruyken laboratuvardan alıp eve getirdiği şempanze türü maymun inanılmaz sevimliydi. Bir tane de ben mi alsam diye düşünmeden edemedim! Bu küçük yavru yıllar boyu onlarla beraber yaşaya yaşaya duygusal bir bağ kurar doktor ve ailesiyle haliyle. Bu kısımlar filmin zaten yaklaşık 60 dakikalık kısmını oluşturur. Geriye kalan 40 dakikada ise Ceasar ( şempanzenin adı ) önderliğinde bir "maymun ayaklanması" başlar ve bu gençler şehri yakıp yıkarlar ( elbette arada bazı ayrıntılar da var ama henüz izlememiş olanlar için tüm filmi berbat etmek istemem ). Ve film biter.



Filme dair en büyük sıkıntım, filmin beni bir türlü tam anlamıyla içine çekememesi idi. Bir Karate Kid ya da Spider Man filminden farksız olarak bir gelişim süreci (gereksiz uzun tutulmuş) izledik. Sonraki adımlar daha oturaklı ve bilinçliydi o ayrı. Filmin en sevdiğim kısmı son 10 dakikasıydı. Yine de son 10 dakikasını izleyeceğim diye 90 dakika bu filmi çekip çekmemek size kalmış. "Devamı gelecek..." tarzı filmler arasında adet midir bilinmez ama genelde heves kursakta bırakılır; ancak burada öyle olmamış. "Zaten daha sonra ne olacağını biliyorsunuz!" dercesine bir keyifsiz bitiyor film. Yani toparlarsak pek bir keyif aldığım söylenemez, hatta bir ara maymun çığlıklarından delirmek üzereydim. 





Filme 10 üzerinden 6 veriyorum.

NOT: Filme sırf "Olsun, James Franco var!" diye gidecek ya da gitmek isteyenlere sesleniyorum: Gitmeyin! Başrol gözükse de figüran kendisi. Maymun sempatizanı iseniz, hiç durmayın koşun derim!

NOT 2: Başroldeki Ceasar adlı şempanzeyi canlandıran Andy Serkis inanılmaz iyiydi! Hayır elbette maymun kıyafeti giymiyordu! Teknoloji sağ olsun bu ufak tefek adam üzerinde kablolarla gezip durmuş çekimler süresince. Tebrikler tekrardan!